ARTICLE
IN TURKISH.doc
|
Articles in Turkish
1. Bu yazı www.globalresearch.ca
sitesinde yer alan, Prof. Rodrigue Tremblay (*) tarafından
yazılan Obama's Threat
to Launch a Nuclear Attack on Iran (May 5, 2010) adlı
makalenin çevirisidir. Çeviri için hem site
yönetiminden hem de yazardan izin alınmıştır. Not1: Bu makaleyi çevirmek için
harcadğım emek ve zamandan anlaşılacağı
üzere yazarın söylediklerine genel olarak katılsam da,
aşağıda okuyacağınız makale öncelikle
yazarı bağlar. OBAMA'NIN İRANA NÜKLEER SALDIRI
TEHDİDİ "(Kıyamet Kuvvetleriyle İsrail
arasındaki) bu savaş, bu çatışmayı kullanarak
Yen Çağ başlamadan önce insanlık
düşmanlarını silmek isteyen Tanrı'nın
dileğiyle gerçekleşmiştir." ABD Eski
Başkanı George W. Bush (Fransa Başkanı Jacques Chirac'la
2003 yılında yaptığı bir konuşmadan). "Önleyici savaş, (Adolf) Hitler'in
icadıdır. Böyle bir şeyden bahseden Bir insanı
ciddiye alıp dinlemem bile. " Dwight D.
Eisenhower Biz bölgemizde nükleer silahlanma
istemiyoruz. Kimin böyle bir program
yürüttüğüne bakmaksızın, bizim bu konudaki
politikamız gayet açıktır. Bizim için
İsrail ya da İran olması fark etmez. İran konusunda bu
kadar hassas olan uluslar arası cemiyetin İsrail'e de dikkat
etmesini istiyorum." Recep Tayyip Erdoğan,
Türkiye Başbakanı "Bu anlaşmadaki hiçbir şey,
anlaşmaya imza atan tarafların nükleer enerjiyi
barışçıl amaçlarla geliştirme,
araştırma ve üretme hakkını etkileyecek şekilde
yorumlanamaz." Artık hemen hemen herkes, 2003'te başlayan
Bush-Cheney Irak savaşının kurgu ve kandırmacaya
dayandığını biliyor. Irak'ta, bu ülkeye hukuk
dışı saldırmanın gerekçesi olarak
gösterilen "kitle imha silahları " yoktu. II. Bush ve
suç ortakları bunu biliyordu. Ama inanılmaz bir şekilde, tıpkı
Bush-Cheney hükümetinin 2003'te Irak'a savaş açmak
için Irak'ta kitle imha silahları olduğunu (yalan yere)
iddia etmesi gibi, 2010 yılında da Obama-Biden hükümeti,
İran'ın uranyum zenginleştirme ve nükleer enerji santrali
kurma programının, İsrail, Avrupa ve ABD için
yaşamsal tehdit oluşturduğunu iddia ederek İran'a
karşı tek taraflı yaptırımdan söz ediyor; hatta
İran'a karşı savaş tamtamları çalıyor. Bariz bir abartı olmasını yanı
sıra, bu iddia son derece de tehlikeli. Uluslararası hukuka
göre zaten yasadışı olan böyle bir askeri
saldırının ayrıca çok ciddi ekonomik
sonuçları olacaktır; çünkü böyle bir
hareketin dar Hürmüz Boğazı'nı kapatacağı
hemen hemen kesindir. Tüm dünyadaki petrol ticaretinin
yaklaşık %40'ının bu boğaz üzerinden
geçerek İran Körfezi'nden çıkıp Arap
Denizi'ne aktarıldığını hatırlatmalı
mıyız? Bu boğazın kapatılması,
uluslararası petrol fiyatını hiç
görülmemiş derecede yükseltecektir. Yani, İsrail lobisi ve savaş
yanlısı yeni-muhafazalar
(neocon) medya 2010-11 yılında İran'da,
tıpkı 2002-03'te Irak'ta yaptıkları gibi bir savaş
çıkarmayı başaracak olursa, halihazırdaki
iltihaplı finansal kriz tam bir dünya buhranına
dönüşebilir. İnanın bana, şu anda dünyaya
gereken sen son şey, iyileşmeye çalışan ekonomiyi
rayından çıkaracak bir petrol şokudur. Ancak en kaygı verici gelişme hiç
şüphesiz ki, Başkan Barack Obama'nın 6 Nisan 2010'da
yaptığı konuşmada, bu ülkeler Washington'ın
istediği çizgiye gelmezse İran ve Kuzey Kore'ye nükleer
saldırı başlatacağını ima
etmesidir. Böyle bir esnek konuşma son derece
tehlikelidir, çünkü nükleer silah
kullanılmasının ciddiyetini, tüm dünyanın
kaçınması gereken şekilde bozar niteliktedir.
İran'ı kötüleyen açıklamalar yapmak ve
diğer Amerikalı politikacıların bağımsız
bir ülkeye karşı sürekli olarak yaptırım çağrısında bulunması
ayrıca, iç politikada olumlu etkileri olsa bile son derece
verimsiz bir yaklaşımdır. Bunlara ek olarak bir de, insansız
araçların Pakistan'da sivillerin üzerine
bıraktığı bombalar ve Afganistan'ın diğer
yerlerinde, Obama hükümetinin başa geldikten sonra
yoğunluğunu iyice artırdığı Amerikalı ölüm birliklerinin yaptıkları
var. Burada bir düzen var: Washington DC'de kim başta olursa olsun,
genel olarak hukuk dışı olan kararlar
verilirken, hiçbir hukuki ya da ahlaki
ölçüt hesaba katılmıyor. İran'ın yürüttüğü
iç politikanın kınanmayacak gibi olmadığı
doğru. Burası, demokratik ve teokratik kuralların
karışımıyla yönetilen bir ülke. Ancak,
Batı kriterlerine göre gerçek anlamda demokratik bir
ülke olmasa bile, İslami köktendinci Suudi Arabistan'la
kıyaslandığında çok daha demokratik ve
kadınlara karşı çok daha az baskıcı bir
ülkedir. Ancak, sırf bir ülkenin iç
politikasını beğenmiyoruz diye o ülkeye savaş
açmayız. BM Tüzüğü ve Nuremberg Tüzüğü
öyle demiyor. Mantıken, bölgedeki nükleer güce
sahip bütün ülkelerin (İsrail, Pakistan, Hindistan)
tıpkı İran gibi Nükleer Silahsızlanma
Anlaşmasını imzalaması gerekir, çünkü
nükleer silahların kazara ya da daha kötüsü kasten
kullanılması hem bölge hem de bütün dünya
için büyük bir tehdittir. Uzun vadedeyse, nükleer
savaşları engellemek, ama aynı zamanda hiçbir
ülkenin kendi ekonomik gelişimini güçlendirmek
için nükleer enerji kullanmasına engel olmayacak yeni ve
daha geniş kapsamlı bir silahsızlanma anlaşmasına ihtiyacımız
var. Dünyadaki her ülkenin uranyum zenginleştirmeye ve
nükleer enerji santrali kurmaya hakkı vardır. (*) Dr. Rodrigue Tremblay, Montreal
Üniverstesi'nde profesör ve "Yeni Amerikan
İmparatorluğu" kitabının
yazarıdır. ISBN: 978-9944-119-39-9 NOVA Yayınları,
Ankara, Türkiye 2007. Dr. Tremblay'ın son kitabı "The Code For
Global Ethics" Prometheus Books, 2010, [ISBN: 978-1616-14-17-21]
İngilizce ve Fransızca olarak basılmıştır. |